Kalkınma ve Yatırım Bankaları
“Kalkınma ve Yatırım Bankaları”, serbest piyasa düzeni içinde sanayileşmek isteyen ülkelerde, sanayi sektörüne yatırım kredisi ve teknik yardım sağlayarak, sanayileşmeyi hızlandırmayı amaçlayan kredi kurumlarıdır. Dolayısıyla bu bankaların, yaygın faaliyeti olan ticari işletmelere kısa ve orta vadeli kredi açmaları söz konusu değildir.
Dünya Bankası, 1950’li yıllarda uzun vadeli kredi ve teknik yardım ihtiyacı içinde olan ve kendisine başvuran ülke yönetimlerinden, ön şart olarak bir “Kalkınma Bankası” kurulmasını istemiştir. Kurulacak bu bankanın özel sektörün sanayi yatırımları için gerekli kaynakları toplama ve belli ilkelere göre dağıtma görevini serbestçe yerine getirmesi öngörülmüştür. Bu anlayış içinde “Kalkınma Bankası” kuran gelişmekte olan ülkelerde, Dünya Bankası kuruluş aşamasından itibaren, her türlü teknik ve mali yardımı yapmıştır.
Bu tip bankaların uzun bir geçmişi olmamakla beraber, uygulamada ülkeden ülkeye farklı bir yapı ve işleyiş içinde girdikleri görülmektedir. Örneğin, bazı ülkelerde bu banka tamamen kamu sermayesiyle, bir devlet bankası olarak kurulurken, diğer bazı ülkelerde tam tersine özel sektöre ait bir banka olarak faaliyet göstermektedir. Bu iki örnek dışında, kamu ve özel kesimin ortaklaşa olarak bu tip banka kurdukları da görülmektedir.
Dünya Bankası’nın önerdiği “Kalkınma ve Yatırım Bankası” modelinde, bu bankanın özel sektörün katkısıyla kurulması, yani sermayenin tamamının özel bankalar ve girişimcilere ait olması ilkesi yer almaktadır.
Kalkınma ve Yatırım Bankaları, eğer bir ülke sınırları içinde çalışmalarını düzenliyorsa ulusal, belli bir bölgede birden çok ülkeye yönelik faaliyetler yürütüyorsa bölgesel, diye iki ana grupta toplanmaktadır. Örneğin, Türkiye Sınai Kalkınma Bankası ulusal, Orta Amerika Kalkınma Bankası ise bölgesel nitelikte bir Kalkınma ve Yatırım Bankası’dır. Ulusal kalkınma bankalarının temel görevleri dört grupta toplanmaktadır:
• Ülkede sınai tesis kurmaya hazır girişimcilerin ihtiyacı olan uzun vadeli krediyi sağlamak, dolayısıyla sanayi sektöründe yatırımları teşvik etmek,
• Dış sermaye piyasalarıyla yakın ilişkiler kurarak yabancı sermayenin ülkeye girmesini kolaylaştırarak teşvik etmek,
• Uluslararası mali kurumların sağladığı kaynakların kullanımına aracılık etmek, dolayısıyla sorumluluğu üstlenmek,
• Diğer ülkelerin bankalarıyla ve sanayicileriyle ortak projeler ve ilişkiler kurmak, Günümüzde (1996) Türkiye’de üç’ü kamu sermayeli (İller Bankası, 1933; Türkiye İhracat Kredi Bankası A.Ş./Türk Eximbank, 1987; Türkiye Kalkınma Bankası, 1975), 9’u özel sermayeli (Birleşik Yatırım Bankası A.Ş., 1989; Ege Giyim Sanayicileri Yatırım Bank A.Ş.
1995; İndosuez Euro Türk Merchant Bank A.Ş., 1990; Park Yatırım Bankası A.Ş., 1992; Sınai Yatırım ve Kredi Bankası A.O., 1963; Yatırım Bankası A.Ş., 1992; Tekfen Yatırım ve Finansman Bankası A.Ş., 1989; Türkiye Sınai Kalkınma Bankası A.Ş., 1950; Yatırım Bank A.Ş., 1987) 12 “Kalkınma ve yatırım bankası” vardır.
Kamu sınai işletmelerine hizmet vermek üzere 1964’te kurulan Devlet Yatırım Bankası, günümüzde Türkiye İhracaat Kredi Bankası bünyesine katılmış bulunmaktadır.
1980’li yıllara gelinene kadar sayıları 2’yi aşmayan özel sermayeli kalkınma ve yatırım bankalarının, 1987’den bu yana 9’a yükselmesinde, Turgut Özal’ın başbakanlığı döneminde (1983-1988) benimsenen ve günümüzde de sürdürülen piyasa (liberal) ekonomisinin ve ihracat atılımının büyük rolü olmuştur.
Kuruluşunda Dünya Bankası’ndan büyük destek gören ve Türk özel sektörünün kalkınmasında lokomotif görevi üstlenen Türkiye Sınai Kalkınma Bankası, bu alandaki Türk bankalarının duayeni konumundadır.
Ülkemizdeki kalkınma ve yatırım bankalarının temel işlevleri şöyle sıralanabilir:
•“Türkiye’de yeni özel sanayinin kurulmasına, mevcut bulunan özel sanayinin genişletilmesine ve modernleşmesine yardım etmek ve bunları hızlandırmak.”
• “Yabancı ve yerli özel sermayenin Türkiye’de kurulan sanayiye katılmasına yardım etmek ve bu hususları desteklemek ve teşvik etmek.”
• “Türk sanayiine yönelik hisse senedi ve tahvillerin özel mülkiyete geçmesine ve özel mülkiyette bulunmasına gayret etmek ve Türkiye’de sanayiye destek olacak sermaye piyasasının gelişmesine yardım etmek.”