Bankacılıkta Risk

Haziran 22nd, 2009

Bankacılıkta Risk

1970’li yılların ikinci yarısında hızlanan ekonomik büyüme ve dünya ticaret hacmindeki genişleme uluslar arası para birimi üzerinden yapılan işlemler konusunda para otoritelerince getirilen serbestiler bankaların yeni iş olanaklarını arttırmış, buna bağlı olarak karlılık ve risk alanlarını genişletmiştir.

Merkez bankaları ile para otoritelerinin uluslar arası para birimi üzerinden yapılan işlemleri cazip hale getirmeye yönelik uygulamaları, bankaları yabancı para cinsinden mevduat toplamaya ve kredi vermeye teşvik etmiştir. Diğer taraftan bankaların sabit faizli kaynak kullanımına karşılık değişken faizli kaynak kullandırmaları da faize dayalı riskin artmasına etkili olmuştur. Bilanço yapısının artan karmaşıklığı, aktif ile pasifin yabancı para cinsinden farklılaşması ve faiz oranına olan duyarlılığı, klasik yapıdaki bankacılık risklerinden çok farklı ve yüksek düzeyde risklerin doğmasına neden olmuştur.

4-Bankacılıkta Riskler

Likidite Riski

Likidite bankanın en temel riski olması nedeniyle bankaların risk yönetiminin en temel konusunu oluşturmaktadır. Likidite yönetiminde ana hedef kasa, muhabir bankalardaki paralar ve yurtiçi bankalardaki paraların minimum düzeyde tutulmasıdır.

Faiz Oranı Riski

Mali aracılık faaliyetinin bir gereği olarak vade transformasyonu yapan bankaların aktiflerinin ortalaması genellikle pasiflerin ortalama vadesinden daha uzun olmaktadır. Bu nedenle bankalar piyasa faiz oranlarındaki değişmeler sonucunda faiz oranı riski ile karşı karşıya kalmak zorundadır.

Kredi Riski

Kredi vermek bankacılığının en temel tarihsel işlevi olmakla birlikte aynı zamanda banka açısından en fazla risk taşıyan faaliyetlerden birisidir. Borçluların almış oldukları borçların ana parasını ve faizini vadesi geldiği anda ödememeleri, bankalar için diğer risk oluşturan likidite sonunun yanı sıra kar-zarar açısından da sorun teşkil etmektedir.

Kur Riski

Kur riski ya da yabancı para riski daha önce de bir risk kaynağı olmasına rağmen bankacılık sisteminde özellikle 1970’li yılların başında sabit kurlar sisteminin terk edilmesi ile önem kazanmıştır. Bu risk, döviz piyasalarında para birimlerinin birbirine karşı değer kazanma ya da kaybetmelerinden oluşan risktir.