Bireysel Bankacılık

Temmuz 23rd, 2009

Bireysel Bankacılık

Tüketici kredileri, kredi kartları ve elektronik fon transfer sistemleri (otomatik vezneler, satış noktasından fon transferi, home banking), call center, internet ve WAP bankacılığı; bankaların doğrudan bireylere yönelik bireysel bankacılık olarak adlandırılan hizmetleridir.

Bireysel bankacılık; bankaların pazarlama ve teknolojiyi birbirinin tamamlayıcısı olarak görmeleri sonucunda ortaya çıkan, çağdaş pazarlama anlayışı çerçevesinde teknolojik olanaklardan da yararlanarak, bireylerin sürekli değişen ve artan gereksinmelerini karşılamaya yönelik bankacılık hizmetleri olarak tanımlanabilir.

Toplumun çeşitli bölümlerinde satın alma gücünün yeni gereksinmelere yol açması, mevduat ve kredi işlemlerinde rekabet döneminin başlaması hizmetlerin çeşitlendirilmesini ve sunuş biçimlerinin etkilenmesini getirmiştir. Böylece değişimle birlikte geleneksel bankacılık ürün ve yöntemleri yaşlanarak, bireysel bankacılık hizmetleri talep edilir olmuştur.

Geleneksel bankacılık kavramının yerini, değişen şartlara kolayca uyum sağlayabilen, müşteri gereksinmelerini temel alan bankacılık anlayışına bırakmasıyla bankalar özellikle orta gelirli tüketicilerin finansal hizmetlerden yararlanmalarını sağlamak üzere bu piyasalarda çeşitli ürünler sunmaya başlamışlardır. Sadece üretim ve pazarlama şirketlerinin finansman ihtiyacını karşılayan bankalar, artık doğrudan en son tüketicinin finansal ihtiyaçlarını da karşılayacak olan hizmetler sunmaktadırlar.

Bireysel bankacılık son yirmi yıllık dönemde büyük önem kazanmış ve sektörün yapısı ülkeden ülkeye farklılık göstermesine karşın finansal kurumlar aslında tüm ülkelerde yaklaşık olarak aynı hizmeti sunmaktadırlar.

Bu hizmetler; kredi, havale, seyahat, döviz vb. hizmetleridir. Tüketiciler bu hizmetler yolu ile giderek bankacılık sektörüne daha sıkı şekilde bağlanmaktadırlar. Bu durum, bankaları büyük ve karlı bir sektör halinde getirmiştir. Bu nedenle bireysel bankacılık hizmetleri; özel tasarıma, piyasa araştırmasına ve bilgi birikimine ihtiyaç duyan tüketici ürünleri haline gelmiştir.

Bireylere yönelik olan finansal hizmetlerin sunumunda bazı önemli unsurların bankalar tarafından göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Bireylerin bu hizmetlerin tümüne en uygun şartlarla ulaşabilmeleri, ihtiyaçlarını karşılayacak en uygun hizmetleri seçebilmeleri, bu hizmetler hakkında doğru ve kapsamlı bilgiye sahip olmaları sağlanmalıdır.

Ülkemizde bankaların tüketici kredisi alanına girmeleri 1988 yılının yaz aylarında olmuştur, kredi kartlarının kullanımı 1960 yıllarında başlamış olmakla beraber 1980 yıllarının ortasından sonra yaygınlaşmıştır.

Bu göstergeler ülkemizde bireysel bankacılık faaliyetlerine 1988’de yaşanan yüksek faiz şokundan önce başladıklarını göstermektedir. Ekim 1988’de gelen yüksek faiz şokunun bankaların bireysel bankacılık, özellikle tüketici kredisi faaliyetlerine belirli bir ivme kazandırdığı bir gerçektir. Yüksek maliyetlerle toplanan fonları 1989 yılı içerisinde satacak kredi müşterisi bulamayan bankalar “zararın neresinden dönersen kardır” mantığı ile önce spot piyasalarda sonra kredi piyasasında fiyatları düşürmüştür. Ancak, bu ucuzlukta bankaların ellerindeki fonları karlı değerlendirmesine yetmemiş, Merkez Bankası’nın kur ayarlamasının hızını düşürmesi ve sanayi sektöründe yaşanan durgunluk bankacılıkta verimin düşmesine neden olmuştur.

Daralan pazarı açmak için küçük tasarruf sahibine ve harcama gücü olan orta gelir gruplarına yönelen büyük ve orta ölçekli bankalar başta kredi kartları olmak üzere, birçok teknolojik gelişmelerle halkı çekmeye çalışmaktadır. Rekabetin yoğunlaştığı para pazarında satılamayan fonlar tüketici kredisi, ihtiyaç kredisi, otomobil kredisi gibi adlar altında riski düşük tüketim kabiliyeti yüksek kesime yönelmiştir.

Bu arada Türk Bankacılık Sistemindeki bankaların bireysel bankacılık ve elektronik bankacılık tekniklere yönelmelerini sağlayan bir diğer etken ise 1980 sonrası yabancı bankaların sisteme girmesi ve para pazarında meydana gelen yoğun rekabettir.

Gerçekten dışa açılma sürecinde yabancı bankaların Türkiye’de şube açmaları Türk Bankacılık Sistemine bir canlılık ve rekabet getirmiş; yaratılan bu dinamizm bankalarımızın elektronik bankacılığa yönelmesini sağlamıştır.

Bir diğer neden olarak da 1980 sonrası uygulanan yüksek faiz politikasını belirtebiliriz. Bu politika ile birlikte paranın maliyeti de artmış ve dolayısıyla bankaların plasmanları önemli ölçüde etkilenmiştir.

Yüksek faiz politikasıyla kredibilitesi yüksek firmalar kendi özkaynaklarına yönelmiş ve kredi talepleri azalmıştır. Kredi taleplerinin daha çok küçük firmalardan gelmesi, kredi riskinin artmasına neden olmuştur. Bu gelişmeler bankaları, tüketici kredileri yoluyla fon fazlası pahalı maliyetli kaynakları plase etmek, riski dağıtmak, kredi verimini arttırmak, reklamlar ve hizmetin yaygınlaştırılması yoluyla müşteri sayılarını çoğaltmak yollarına yönlendirmiştir.

Yakın geçmişe kadar Türkiye’de tüketici kredileri uzun bir zincirden geçerek halka ulaşmaktaydı. Ticari bankalar finansal olarak üretici şirketleri, üretici şirketler de ana bayileri desteklemekte ve nihayet bayiler tüketicilere kredi açmaktaydı. Dolayısıyla özde hane halkının parası yine hane halkının tüketimini finanse etmek için uzun bir yol katetmekte ve pahalılaşarak hane halkına ulaşmaktaydı. Bugünkü şekli ile taksitli satış uygulamasının diğer önemli bir sakıncası da Türkiye gibi kaynakları sınırlı bir ülkenin üreticilerinin kaynaklarının önemli bir bölümünü taksitli satışların finansmanında kullanmalarıdır.

Bankaların vermeye başladıkları tüketici kredileri ile uzun zincir kırılmış ve tüketici doğrudan doğruya bankanın muhatabı olmaya başlamıştır. Böylece birey sadece bir mevduat aracı olarak görülmekten çıkmıştır.

Bireysel Bankacılık tekniklerinden bir diğeri olan 24 saat “Elektronik Bankacılık” insanlara mesai saatleri dışında belirli bankacılık hizmetlerinden yararlanma olanağı vererek bireyin yaşamına rahatlık ve esneklik getirmiştir. Bunun büyük psikolojik avantaj olduğu bir gerçektir.

ATM (Automated Teller Maschines)’ler sayesinde bireylerin yanlarında her an nakit para taşıma zorunluluğu büyük ölçüde kalkmıştır. Elektronik bankacılık daha da ileri giderek satış noktasında fon transferi (Elektronik Funds Transfer From The Point of Sale/ EFTPOS) tekniği meydana getirmiştir. Bu teknik sayesinde satış noktalarında yapılan ödemelerde, bir kart vasıtasıyla çalışan terminallerden müşterilerin kendi banka hesaplarından satıcının banka hesabına para aktarılması mümkün olmuştur.

Akıllı Kart

Temmuz 23rd, 2009

Akıllı Kart (Smart Card)

Smart ya da Chip kart diye de adlandırılan bellek kartlarının üzerine mikro-chip yerleştirilmek sureti ile bu kartın çok özel fonksiyonlara sahip olması sağlanmıştır. Tüm temel veriler chip üzerine depolanarak (Ör: Kart sahibinin kredi limiti, hesabındaki para vb.) işlemler bankaların ana bilgisayarına ulaşmadan gerçekleştirilebilmektedir.

İlk defa Fransa’da kullanıma giren Chip’li kartlar ülkemizde henüz yaygınlaşmamasına rağmen yakın gelecekte kredi kartları ve banka kartları paralel olarak sisteme girecektir. Her ne kadar chip kart; kart sahibi, işyeri, ve bankaya sayısız olanaklar sağlasa da tüm dünyada entegre bir uygulama alanı bulması için önemli maliyetlere varan yatırımlar ile mevcut manyetik bant okuyucu terminallerin chip kartlar ile karşılıklı veri alışverişi yapar hale getirilmesi gerekmektedir.

Smart Card kullanıcıları, kartı kullanmadan önce fonlarını karta transfer etmek durumunda olduklarından bankanın riski yoktur. Ayrıca düşük miktarda harcamaların dahi yapılabiliyor olması bu kartı oldukça önemli kılmaktadır.

Kişiler kendi fonlarını kullanacaklarından kart talebinde bulunanın varlıklı oluşuna bakılmaksızın hesapların kendilerinde olması kaydıyla bankalar tarafından bu kartlar tüm vatandaşlara dağıtılabilecektir. Bu sistemde bilhassa elektronik sahtekarlık ve dolandırıcılık olayları ciddi risk oluşturmakta ancak chip adını verdiğimiz mikro işlemcilerin olması bu sistemin riskini önemli ölçüde azaltmaktadır.

Yatırım Bankaları

Temmuz 22nd, 2009

Yatırım Bankaları

Sanayinin finansmanında önemli rol oynayan yatırım bankaları sanayi kuruluşlarının uzun vadeli kredi ihtiyacını karşılamaktadır. Sermaye piyasasının açık piyasa işlemleri grubunda faaliyette bulunmak suretiyle, şirket ve kurumlar ile hükümet kuruluşlarının hisse senetlerini, bono, tahvil ve diğer sermaye senetlerini fazla paraları için yatırım alanı arayan halka dağıtır ve böylece uzun vadeli fonlar temin ederler.

Öte yandan, daha önce piyasaya çıkarılmış menkul kıymetlerin yatırım yapmak isteyenler arasında dağılmasını sağlayan kurumlar olmak sıfatıyla da, borsa acentaları ve menkul kıymet borsalarıyla aynı gruba girerler.

Genellikle mevduat kabul etmeyen yatırım bankaları, öz sermayesi dışında ek kaynak derleyecekleri zaman, çoğunlukla menkul kıymet çıkarırlar. Devletçe ya da ticaret bankalarınca veya ortaklaşa derlenen fonların yanı sıra, uluslararası finansman kuruluşlarından sağlanan krediler de önemli kaynaklarından birini oluşturur. Bütün sınırlı olanaklara rağmen, yatırım bankaları kâr sağlayabilmekte ve kısa sürede temettü dağıtacak duruma gelebilmektedir.

Yatırım bankaları, hemen hemen bütün ülkelerde benzer işlevler yapsalar dahi, her ülkenin yatırım bankacı lığı mekanizması sermaye piyasasının koşullarına, sosyal ve hukuksal gelişimine, uzun vadeli kredi arayanların ihtiyaçlarının çeşidine göre farklı şekiller arz etmektedir.

Özellikle de sermaye piyasasının varlığına, ülkenin gelişmişlik düzeyine göre bankanın işlevleri farklılaşma göstermektedir. En önemli farklılık da gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler ayırımında kendini göstermektedir. Gelişmiş ülkelerde yatırım bankalarının işlevleri şu şekilde özetlenebilir:

• Sermaye piyasasından sağlanan tasarrufların iş sektörünün çıkaracağı menkul kıymetlere kanalize edilmesi

• Ekonomide mevcut servetin mülkiyetinin transferini sağlamak

• Mevcut menkul kıymetlerin ikamesini sağlamak

• Halka servetlerini nasıl işletmek, tasarruflarını hangi tür sanayi ve girişimlere yönlendirmek gerektiği hususunda rehberlik yapmak

• Menkul kıymetlerin yönetimi

Gelişmekte olan ekonomilerde sermaye piyasası tam olarak oluşmadığından, iş sektörü yatırım için gerekli kaynakları bulmakta daima güçlük çekmektedir. Bu ekonomilerde sermaye birikiminin az olmasının ve toplanan tasarrufların sanayi sektörüne kanalize edilememesinin başlıca nedenleri şunlardır:

• Ticaret sektörünün sanayi sektörü aleyhine gelişmiş olması
• Girişimcilik ruhunun gelişmemiş olması
• Teknik ve yönetsel bilgi eksikliği

Bu eksiklikleri gidermek amacıyla birçok gelişmekte olan ülkede kalkınma bankaları kurulmuştur. Yatırım bankalarınca uygulanan faizler de ülkeden ülkeye değişmektedir. Genellikle bu oranlar %2,5 ile %16 arasındadır. Bu bankaların bir kısmı yalnız kamu sektörü yatırımlarını, diğer bir kısmı ise her iki sektörün de yatırımlarını finanse etmektedir.

Yatırım bankalarının büyük bir kısmı uzun vadeli yatırım kredisine ek olarak, finanse ettikleri işletmelerin sermayelerine de katılmaktadır. Hatta bazı hallerde bizzat işletmecilik yapmaktadır.