Ana Sayfa > Bankacılık Sözlüğü'

Muhtemel Zarar Karşılığı

Temmuz 20th, 2009

Muhtemel Zarar Karşılığı

Bankaların karşılaşmaları muhtemel zararları için ayırmak zorunda oldukları ilave ihtiyat akçesidir. Bankacılık sistemimize 1936-1958 yılları arasında yürürlükte bulunan 2999 sayılı Bankalar Kanunu ile getirilmiştir. Bankaların mali yapılarını güçlendirmek amacı taşımaktadır.

2999 sayılı kanunun yerini alan 7129 sayılı kanunda ve daha sonra 7129’u kaldıran 70 sayılı “Bankalar Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”de “muhtemel zarar karşılığı ” başlığı ile düzenlenmiş ve 25 Nisan 1985’te çıkarılan 18724 sayılı Bankalar Kanunu’nda da yer almıştır. Yürürlükte bulunan hükme göre bankalar, Türk Ticaret Kanunu’nun ve ana sözleşmelerinin ayrılmasını zorunlu kıldığı yedek akçelerden başka yıllık safi kârlarının %5’ini ödenmiş sermayeleri tutarına ulaşıncaya kadar “muhtemel zarar karşılığı” olarak ayırmak zorundadır.

Ayrılan bu karşılık kadar bir meblağ genel kurulca onaylanmasını takip eden 15 gün içinde, “kanuni karşılık” olarak T.C. Merkez Bankası nezdindeki Hazine adına açılmış “Kanuni Yedek Akçeler Karşılığı Devlet Tahvili Hesabı’na yatırılır. Muhtemel zarar karşılıkları ancak zararların mahsubunda kullanılır. Zararların kapatılması için kullanılan yedek akçeler için T.C. Merkez Bankası’ndaki hesaptan ilgili bankaya daha önce tesis edilmiş karşılıktan kullanılan miktar kadar iade yapılır.

Mevduat Sigortası

Temmuz 20th, 2009

Mevduat Sigortası

Bankalara duyulan güvenin artırılması yoluyla tasarrufların özendirilmesi ve mali sistemlerin istikrar içinde büyümesi amacıyla, belli bir prim karşılığında mevduat hesaplarının sigorta edilmesidir.

Mevduat sigortası, ülkeye göre gönüllü ya da zorunlu bir uygulamadır. İlk olarak 1829’da, ABD’nin New York eyaleti bankaları tarafından uygulanmıştır. Genel kabul görüşü, 1960’lı yıllardan itibaren olmuştur. Bankacılığın tarihi içerisinde sık sık büyük bunalımların görülmesi dolayısıyla, özellikle 1930’lardan itibaren, devlet müdahalesi, tasarrufların doğrudan doğruya veya dolaylı olarak korunması düşüncesinden hareketle artmıştır. Bu nedenle, tarihsel deneyimlerin ışığı altında, tasarrufları toplayan kurumların ayakta tutulması için alınan gözetim ve denetim önlemlerinin son halkalarından birini de mevduat sigortası oluşturmuştur.

Mevduat sigortası sistemi ülke çapında ilk olarak Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Çekoslovakya’da görülmüştür. Bunu 1930’daki büyük ekonomik bunalımdan sonra ABD izlemiştir. Bugün ABD, İngiltere, Almanya, Hollanda, Filipinler, fiili, Hindistan ve Lübnan bu sistemi uygulamaktadır. Başka ülkeler de bu konuda çalışmalar yapmaktadırlar. Mevduat sigortası, tasarrufları iki yönden korumaktadır:

a) Kredi kurumunun ödeme güçlüğüne düşmesi halinde, mevduat sahipleri, sigortalı olan mevduat tutarını, bu konuda görevli kurumdan tahsil etmektedir. Böylece, tasarruflar güven altına alındığından, mevduat sahipleri, bankanın mali durumunu izleme külfetinden kurtulmakta, bu da sözü geçen kurumlar arasındaki rekabetin tahrip edici ölçülere varmasını önlemektedir.

b) Mevduatın sigorta edilmesi, herhangi bir olayda, müşterilerin bankalara hücumu olasılığını azaltmakta ve bankayı korumaktadır. Böylece, bankaların ödeme güçlüğüne düşme olasılığı da azaltılarak bir projeksiyon içerisinde gelişmelerine olanak verilmekte ve tasarruflar dolaylı olarak da korunmaktadır.

Her iki açıdan da bakılsa, mevduat sigortasının mali istikrara katkıda bulunduğu ve böylece genel ekonomik yarara hizmet ettiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Ancak, bu sistemin de bir alternatif maliyeti vardır. Sigorta için ödenen primler, mevduat toplayan kuruluşun masraflarını artırmakta, diğer kredilerin maliyetini yükseltmektedir. Böylece, risk bütün bankalara yayılmaktadır. Sistem, bu noktadan, rantabl olmayan işletmelerin yükünün rantabl olanlara dağıtıldığı gerekçesi ile eleştirilmektedir.

Mevduat sigortası uygulaması, bankacılık sektörüne girişlerin serbest ya da serbeste yakın olduğu, çok sayıda bankanın bulunduğu ve bunların ödeme güçlüğüne düşmeleri halinde, iflaslarının önlenemediği sistemlere daha yatkındır. Az sayıda bankanın faaliyet gösterdiği bir sistemde, sigorta sistemine başvurmak yerine, likidite güçlüklerinin merkez bankalarının yardımı ile aşılması tercih edilebilir.

Ülkemizde, mevduat sigortası benzeri bir sistem, 1960-1994 yılları arasında uygulanmıştır. Bu dönemde bazı bankaların taahhütlerini karşılayamaz duruma gelmeleri üzerine, 153 sayılı kanunla Bankalar Kanunu’nda değişiklikler yapılmış ve Merkez Bankası nezdinde Bankalar Tasfiye Fonu kurulmuştu. Bankalar, bilançolarında görülen tasarruf mevduatı ve ticari mevduat toplamının binde yarımını her yıl fona ödenti olarak yatırmaktaydı.

Hakkında Bankalar Kanunu’na göre tedrici tasfiye kararı alınan banka, başka bir banka nezaretinde tasfiye edilmekte ve fondan gerekli yardım yapılmakta, mevduat hesaplarından banka tarafından karşılanamayan kısım bu fonun yardımıyla ödenmekteydi. 1979 yılında yapılan bir değişiklikle, tasarruf mevduatının tasfiye kararından itibaren en geç üç yıl içerisinde ödenmesi hükmü getirildi. Ancak, gerçek anlamda mevduat sigortası uygulamasına, 1994’te yaşanan ekonomik kriz ve 5 Nisan Kararları sonrasında geçildi.

Kriz sırasında TYT Bank, Marmara Bankası, İmpexbank’ın batması sonucu mevduat sahiplerinin mağdur olması ve tasarruf mevduatlarının bankalardan kaçışı üzerine, 16.6.1994’te çıkarılan 538 sayılı kanun hükmünde kararnameyle 25.4.1985 tarih ve 3182 sayılı Bankalar Kanunu’nda değişikliklere gidildi. Bu bağlamda, “Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu” oluşturuldu. Yerli, yabancı cinsinden tüm tasarruf mevduatları devlet güvencesi altına alındı. Söz konusu “Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu”, Bankalar Kanunu’nun Onuncu Bölümü’nde (65-69. maddeler) düzenlendi.

Mevduat Blokajı

Temmuz 20th, 2009

Mevduat Blokajı

Verilen kredinin bir koşulu olarak, kredi limitinin ve fiilen kullandırılan kredinin belirli bir oranının, gerekli en az mevduat olarak bankada tutulması işlemi. Bu şekilde bulundurulan mevduata da bloke mevduat denir. Mevduat blokajı iki şekilde yapılabilir:

(1) En az belirli bir mevduatın mutlak rakam olarak tutulması. Örneğin, verilen bir kredinin koşulu olarak belirlenmiş bir paranın, sözgelimi 100 milyon TL’nın bankada mevduat olarak tutulması ve bakiyenin bunun altına hiçbir zaman düşmemesi gibi.

(2) En az ortalama bir bakiyenin mevduat olarak tutulması. Bu durumda verilen bir kredinin koşulu olarak belirli bir dönem (ki, genellikle kredinin kullanma dönemi) boyunca, mutlak miktarı önceden belirlenmiş mevduat ortalama olarak bulundurulur. Bu durumda, mevduat bakiyesi için zorunlu bir en az bakiye yoktur. Örneğin, bazı günler bakiye sıfır bile olabilir. Bu yöntemde önemli olan, dönem ortalaması olarak belirli bir ortalama bakiyenin tutturulmasıdır.

Yukarıda belirtilen her iki dönemde de zorunlu olarak bulundurulması istenilen miktar, açılan kredi limitinin veya fiilen kredinin belirli bir oranı olarak saptanmaktadır. Bu oran, bankadan bankaya ve aynı bankada müşteriden müşteriye, kredinin miktarına ve riskine göre değişebilmektedir. Bu konuda derlenmiş istatistikler bulunmadığından, mevduat blokajının sayısal özelliklerini saptamak kolay değildir. Ancak, genel bir eğilim olarak zorunlu mevduatın, kredinin %10’u ile %30’u arasında değiştiği ifade edilebilir.

Mevduat blokajının, banka açısından iki işlevi vardır:

1) İlk işlev, bankanın kârlılığına yaptığı etkiden kaynaklanmakta ve kredilerin efektif (fiili) faizini oran olarak yükseltmektedir. Bu işlev, kamusal bir organ tarafından belirlenmiş faiz tavanları var ise, bunun aşılması sonucunu doğurmaktadır. Nitekim, ülkemizde faiz oranlarına ilişkin kararname ve tebliğlerde, durucu ve bloke mevduat bulundurmaya zorlayarak azami faiz oranları üzerinde faiz alınmasına yol açacak işlemlerde bulunulmaması yolunda hükümler yer almaktadır.

2) Mevduat blokajlarının ikinci işlevi, bankanın genel olarak aktiflerinin, özel olarak da kredilerinin riskini azaltmasıdır. Bloke olarak bulundurulan mevduat, bulundurulduğu oran ve tutarda, ilgili olduğu kredinin güvencesini teşkil etmektedir. Mevduat blokajlarının, bankalar üzerindeki olası bir etkisi de, bu şekilde bulundurulan zorunlu ve yapay mevduat kadar, bankanın mevduatını yüksek göstermesidir.

Mevduat blokajı, bankaların yanı sıra, kredi kullanan ve bloke mevduat bulunduran firmalar açısından da önemlidir. Mevduat blokajı, bankaların gelirlerini artırdığı ölçüde, kredi kullanan firmaların kredi maliyetlerini yükseltmekte ve bu firmalar tarafından üretilen mal ve hizmetlerin fiyatını etkilemektedir. Firmalar açısından diğer bir etki, mevduat blokajının firmaların para talebini artırmasıdır.

Konunun bir başka yönü, kamuya açıklamaya ilişkindir ve bu tür kullanımı kısıtlı paranın, ilgili şirketlerin mali tablolarında nasıl gösterileceğinin üzerinde durulması gerekir. ABD’de SEC, Accounting Series Release No: 148 (Amendments to Regulation S-X and Related Interpretations and Guidelines Regarding the Disclosure of Compensating Balances and Short-Term Borrowing Arrangements) ile, kısa vadeli banka borçları için tutulan bloke mevduatın “nakit ve nakit kalemler” arasında ayrı olarak, uzun vadeli borçlar için tutulanın ise, cari olmayan bir varlık olarak “yatırımlar” veya “diğer aktifler” içinde gösterilmesini öngörmüştür. Bir kredi anlaşmasına dayanmayan bloke mevduat ile gelecekteki bir kredi kolaylığı için tutulan mevduat, bilançonun dipnotlarında miktar ve süresi gösterilerek açıklanmalıdır.